her insan mutlu olamaz

''Çünkü gereğinden fazla özler dünü,
hak ettiğinden fazla düşünür yarını.
Ve hiç haketmediği kadar bilinçsizce yaşar bugünü.
Her insan mutlu olamaz....'' Tolstoy

Ne kadar doğru bir tespit. Bakın etrafınızda ne kadar çok mutsuzluktan beslenen
insan var. Oysa okunan, öğrenilen, yaşanan pek çok bilgi, öğreti,tecrübe bize
mutluluğun hep yanımızda olduğunu söyler.
Anı yaşamamızın ,öneminden bahseder. Biz duymazdan, bilmezden geliriz.
Bu günü es geçip,dün için ahlanıp vahlanırız,
yarın için kukumav kuşu misali düşünüp dururuz.
Ne çok sebep buluruz mutsuz olmak için.
Tabii ki her zaman mutlu bir polyanna gibi gezmemiz mümkün değil.
Hayatın hüzün ,keder, yalnızlık,üzüntü gibi pek çok yüzü var.

Farkında olmamız gereken şu ki dün yaşadıklarımız da tıpkı ,
ne kadar kaldığını bilemediğimiz ,yarınımız kadar hayal olmuştur bile.
Belki düşünülmüş, belki düşünmeden ne varsa,
acısıyla tatlısıyla ne yaşıyorsak, şu anda yaşıyoruz.
Mutlu olacağımız an bu an.
Kıymetini bilelim.
 Gülümseyelim.
Gülümsemek ve mutluluk bulaşıcı olsun..


Ayla

Çok ağlayacakmışız, dedi kadın.Her seyreden öyle söylüyor.
Adam; bir yandan elindeki telefonla meşveret ederken,bir yandan kadına laf yetiştirdi;
 Ben bakmam , çok acıklı sahnelere.
Çantasını karıştıran kadın ,diplerde bir yerlerde kağıt mendil paketini bulunca rahatladı.
Salonda salya sümük,  akmasın diye burnun çeke çeke oturmak, hiç işine gelmezdi doğrusu.
Sinema salonu girişindeki kafeterya gibi döşenmiş lobide, kadınla adam  karşılıklı oturuyorlardı.
Derken 6 nolu salonun kapıları açılıp ,
kendilerinden önceki seans seyircileri boşalmaya başladı. Kadın seyirciler çoktu,
çoğunun elinde birer kağıt mendil , gözleri yaşarmış ,filmin kritiğini yaparak ilerlediler.
Salon bir beş dakikalık temizlik arasından sonra ,yeni seans seyircilerini kabule başladı.
Hafta arası ve öğlen saati olmasından sanırım pek tenhaydı. 
Yarım saat süren bir reklam kuşağından sonra nihayet
film başladığında, ceptelefonları kapatılıp ,
herkes perdeye pürdikkat kesildi.
Astsubay Süleyman Dilbiroğlu'nun anılarından kurgulanan filmle birlikte, 
1950'li yıllara gitti salondaki seyirciler hep birden.
Sevdiklerini geride bırakarak ,bilmedikleri  bir ülkeye bilmedikleri bir savaşa giden Süleyman Astsubay, Ali Astsubay ,Komutan Mesut ve diğer askerlerle savaştılar,
anası babası ölen küçük Kore'li kızı buldular, adı Ayla olsun dediler.
Ayla'nın Süleyman 'a bağlanması, ona baba demesi ,
Süleyman'ın Ayla'ı bırakmamak için göze aldıkları çok düşündürücü ,çok duygusaldı.
 Belki en acıklı sahneler en son kavuşma sahneleri idi
 ama kadını en çok etkileyen, filmin gerçek bir yaşamdan alınmış olması
ve en sonda gösterilen  yıpranmış siyah albümdeki ,
sararmış gerçek savaş , gerçek asker ve gerçek Ayla fotoğraflarıydı..

'Savaşlarda, zamanın arasına, geçen acı dolu günlere , 
insanlar  gülümseme ya da mutluluk serpiştirmeye çalışsa da,
şunu biliyoruz ki, asla ve asla savaşla ilgili filmlerde, anılarda
''mutlu son '' olamaz,'
diye düşündü kadın, film çıkışında. Islak mendilini cebine koydu,sinemadan çıktılar,
                                   hava soğuktu, İstanbul 'a gri bulutlar gelmişti.





10 Kasım


Çocukların ,siyah önlüklerinin beyaz yakalarını bile takmadığı günler.
Bütün eğlence yerlerinin kapalı olduğu günler..
Ata'mızın hayatı ile ilgili belgeseller, fotoğrafların yayınlandığı trt programları..
Saat 9'u 5 geçe,Ata'm Dolmabahçe'de şiirleri,
Tam da o saatte çalmaya başlayan sirenler, onlara karışan korna sesleri.
Her yerde saygı duruşunda ,O'nu hatırlayan insanlar.
Bugün 10 Kasım 2017.
Hala tüylerimizi diken diken eden siren seslerine bir çok aracın kornası eşlik ediyor.
Uzun insan zincirleri oluşturuluyor elele tam da o saatte, okullarda anılıyor.
Dualar ediliyor kendisine, iyi ki kurtarmış vatanı diye.

Şimdi Anıtkabir'de yatıyor, tüm vatandaşların kalbinde yaşamaya devam ediyor.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk ,Ulu Önder ,ruhun şad olsun, nurlar içinde uyu..
Bize bıraktığın vatan için, minnettarız.
Sen yapman gerekeni yapmışsın, umarım bıraktığın nesiller de ,
bu vatanı korumayı ,Türk milleti olarak,
birlik bütünlük içinde ,yüzyıllarca yaşatmayı başarırır.

mandalina çok tatlı, yemeden alma

 
 

 Yağmur hızlandı.Cama vuran taneler irileşti. Arabanın içinde müziğin sesi sileceklerin arada sırada
sağdan sola savrulan  lastik gıcırtısıyla bölünüyordu. Hava yağmur karanlığına bürünmüş,
neon lambalı dükkan tabelalarının ışıkları daha göze çarpar olmuştu. Gıdım gıdım ilerleyen
yolda, önlerine mandalinacının kamyoneti düşmüştü. Gebe olsa canı çeker insanın diye düşündü,
gözlüklerini takıp çamurluğa yapıştırılmış yazıyı okudu;''Mandalina çok tatlı, yemeden alma''organik ve yerli .4 kilosu 10 liraymış dedi, kocasından baştan savma bir, hıı hı sesi geldi,
devamında ' yürüsene be kardeşim'  homurtusu .
Kadın kamyonete döndü yine.Mandalinaların gerisinde armut ve nar vardı.Arka cama yine aynı
yamuk yumuk el yazısıyla , narın da organik, yerli , Finike'li olduğu yazılmıştı.
Yine kocaman bir 4 ve 10 rakamları.Kenarları yıpranmasın diye de sıkıca bantlamışlar.Tam kış meyveleri ,diye aklından geçirdi.Narı sevmezdi ama mandalina ve özellikle armuda bayılırdı.''Olaydı soyar yerdik.
Bu trafikte insanın yanına yolluk koyması şart, içim kıyıldı'' ,diye söylendi.
 
Kafasını organik ve yerli meyvelerle yüklü kamyonetden ötelere çevirdi, baka baka ağzı sulanmıştı valla.
Ay o da nasıl bir dükkan ismi öyle .''Şımarık AVM'' Hem de ne alırsan 5 TL. Eski 1 milyoncuların yeni döneme uygun hali 5 liracılar herhalde.
Bir furyaydı o 1 milyoncular.Hala dile yerleşmiştir, ucuzcu dükkanlara
bi milyoncu denilmesi. Burada da sanırım 5 liradan kasıt o ,yoksa 5 liraya bir bardak çay ancak
içilecek yakında, diye düşünürken ,içinden dükkana girip ne var ne yok diye bakmak istiyordu.
Ne alırsan 5 lira, ne de iddalı bir cümle..

Yerler iyice ıslanıp insanlar yollarda tek tük hale geldi. Balıkçılar led lambalar altında parlayan
balıklarına müşteri gelmesini, daha çok bekleyeceklerdi. Boğaz kenarında bile balık  oldukça fiyatlı,
et zaten cep yakıyor bari balık ucuz olaydı bu kış diye düşündü..

Kocası gitmeyen trafiğe söyleniyordu hala. Akşam evde yemek yoktu, karşıya geçince
bizim ordaki balıkçıya uğrasak da palamut alsak, bir de salata yaparız,diye düşündü.
Helvada almışlardı geçen balık pişirdiğinde.Birer lokma yedikleri için,malum,şekeri vardı kocasının, kalanı dolaptaydı.Fıstıklı helva..Pek güzeldi.
Trafik açıldı nihayet, köprü yoluna doğru hızlandı araba.
 Kocası radyonun sesini açtı.
Sıla çalıyordu.

''Konuşmadığımız şeyler var'' albümünden
Oluruna bırak...
 


Kitap siparişi


İnternetten ilk kez kitap alışverişi yaptım. Herhangi bir şey satın almak için bu yolu pek kullanmam.
Alacağım şeyi bizzat görüp, dokunmak, sağını solunu incelemek,bakmak isterim.
Bir kez  kızım için , o zaman lisede kendisi ve ''ergenimergen'' modundaydı, ... marka ayakkabı alacağım diye tutturdu. Baktım bu bizim gençliğimizin espadrili. Yeni sürümü piyasaya çıkmış:)
Bir kaç büyük mağazada bir kaç model ve renk var.Öyle bir model için çok pahalı.
Bizde bir siteden aldık.
Fiyat olarak, dışarıdaki uçuk fiyatlara göre uygun gelmişti.Ayakkabılar gelince, baktım replika mal bu.
Neyse kızımın  ergen gönlü oldu, severek giydi, rahat etti ayakkabılarıyla.
Bir daha da denemedim internet alışverişi.

Oturduğumuz sitenin sosyal tesisinde bir kütüphane kuralım dediler, bende evdeki kitapların
hem bir tozunu alayım hem de oraya kitap seçeyim dedim.
Bir de baktım kitaplığıma yeni kitap girmemiş epeydir. En çok per perişan olmuş, sayfaları telef olmuş olan ''Rüya Tabirleri'' kitabı başköşede:) Sıkıntıdan rüyalara sarmışım galiba dedim,
verdim sipariş internetten. Daha doğrusu eşim verdi, benim yerime.
O, bu tip alışverişlere daha yatkın , daha içli dışlı diyelim, o nedenle.
Benim elim ayağıma dolanır.

Kitapları Kitapyurdu'ndan aldım. Hem tam vaktinde, hem çok iyi ambalajlanmış halde
geldi. Sanırım bu yolu hep kullanırım artık, en azından kitap alırken.
Nazan Bekiroğlu çok çok beğenerek okuduğum bir yazar.
Yerli Yersiz Cümleler'i de merak ediyorum.Sanırım
 Nar Ağacı , Mimoza Sürgünü ve Mücella kadar severek okuyacağım.

Şermin Yaşar 'ı Facebook 'da çocukları ile ilgili paylaşımlarından tanıdım,
3 tane şekermi şeker çocuk annesi Oyuncu Anne .
Daha çok çocuklara yönelik yazdıkları ama sanırım Hoşça Kal Lokantası
bizlere hitap eden bir öykü kitabı.


Yazarak Hafifleyin de ise Yeşim Cimcöz ,
yazının iyileştirici gücünden , şifa kaynağı olduğundan bahsediyor .

Bu kış hem çok yazıp hem çok okuruz , diye umuyorum...
Güzel bir cuma ve ardından dinlendirip, eğlendiren bir hafta sonu olsun..

Çayın altı

-sen çaydanlığın altını kapatmış mıydın?
-yoo, ben ellemedim.
-ya bak hiç hatırlamıyorum.
-kapatmışsındıır.
-gerçi bulaşıkları toplarken çaydanlıktan buhar falan çıkmıyordu,
altı kaynasa farkederdim , di mi?
-...
- hani tıkır tıkır fokur fokur bi ses duyardım.Üfff..
-ya kapatmışsıındır, geçen günde tutturdun ütüyü fişte bıraktım diye, taa nerelerden eve geri döndük. Ütü yerli yerinde duruyordu.İlaçlar yapıyor sana bunu.
-Ama geçen gün fasülyenin altını yaktım .
-İyi de o zaman evdeydin dalmışsın diziye.Yakmışsın fasulyeyi.Fasülyede yakılır mı ya,
cık cık cıkk, dedi sırıtarak kocası.
-ben sürmenaj oldum, bu tatile çok ihtiyacım var.
-Neyse en azından en son çayın altını kıstığımı kesin hatırlıyorum.
-Yaa tamam ya:( dön hadi dön, servise binmeden, git bak da gel.
-Ben dönemem,  durağa geldik nerdeyse.Kapamışımdır.
-Kızım olur mu , yangın mı çıkarıcan?
-E kapamışsındır, diyorsun..
-Yürü dön bak ,tatili ucuza getirdik diye birde koca evden olmayalım , hadii sevgilim,hadi canım.
-tamam tamam, ver anahtarı ya,
-üstü de kilitlemiştim.anahtarıda içerde unutmayasın haa:)
-dalga geçme bak..
                 ...........                  ............                ........... 

 Bu hayali bir diyolog ama benzerleri yaşanabiliyor bizde.
Tencerenin altını kapattım mı?Yok ütü yü fişde mi bıraktım.. 
Bir kaç kere  eve yarı yoldan geri dönmüşlüğüm vardır.
Çoğu da boş çıkar.Ütüyü de çekmişizdir prizden.
Ocağı da kapatmışızdır:)
Lakin korkulu rüya göreceğime iki adım geri döner kontrol ederim..
Kafamızı çok şeyle doldurduğumuzdan, ya da bir işi yaparken başka bir işi gözardı ettiğimizden belki.
Belki telaş , heyecan, acele ..
oluyor işte..

                                                   

 

Kasım


Günler günleri,
aylar ayları kovalamış,
2017 yılınında bitmesine ,
iki ay kalıvermiş.
Bu ayda en çok yılbaşını hatırlatan kokina çiçekleri,
bir de
gökyüzünde gruplar halinde, bulutlar gibi,
 bir o yana bir yana danseden sığırcık sürüleri hoşuma gider..
sizin??

GÜNDELİK..

Hava pırıl pırıl güneşli ama  deli gibi esen bir lodos var..
Balkon panjurlarını kapatmak lazım, yoksa ne var ne yok devirecek.
Yeşil kabaklı ve kakaolu kek pişirdim çayın yanına.
Televizyon açık, haberler var..
Benzine zam gelmiş yine, litresi beş buçuk lira olmuş.
Balıkesir Belediye başkanıda istifa etti.
Deniz Baykal'a şifalar diliyorum..Gelişmeler olumlu imiş.
Yeni aldığım bir kitabı çok beğendim.
Kızcem burada, ara tatile geldi.Mutluyum..
İnstagramda herkes 29 Ekim gösterilerine gittiğini paylaşmış,
Biz gidemedik, nezle olmuşum , hiç dışarı çıkasım yoktu.
Bayram'da eskiden erkenden kalkıp TV başına geçerdik, hipodramdaki resmi geçit törenlerini
izlemek için. Milli duygular tavan yapardı.Marşlar, şiirler, geçit törenine katılan askeri ve sivil
kurumlar, öğrenciler..En son Türk Yıldızları'nın gösterileri.
Hey gidi heyy..
şimdi akşam bir fener alayı benzeri yürüyüş, o da yasaklanmazsa, okul bahçelerine sıkışmış
törenler,Tv de Cumhuriyet ile ilgili bir iki program.
Samimiyetsizlik tavan yapmış..
Lodos esiyor ya
deli deli,
birazda nezlenin etkisi,
konu onun için buralara geldi...






Yaşasın CUMHURİYET..




Bu ülkeyi düşman elinden kurtarıp ,Türk Milletine armağan eden Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk
ile birlikte Kurtuluş savaşının tüm kahraman şehitlerini rahmetle, minnetle anıyorum.
Ruhları şad olsun.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'mizin 23 Nisan 1923 tarihinde ilan ettiği Cumhuriyet'imizin
94. yıldönümü kutlu olsun..

martılar ne yer ki?

İstanbul sanırım buraya yaşamaya gelen insanları değiştirdiği, kendi bütününde harmanlayıp
bambaşka kimliklere büründürdüğü gibi martılara da el atmış.
Kesin.

Patates kızartması yemek nedir, martı kardeş.
Vapurdan atılan simitlere alıştın, karbonhidrat meraklısı mı oldun çıktın.
Fast food zararlı çocukları uzak tutmaya çalışıyoruz bak
sen de uzak dursan iyi olacak. Obez olucaksın ,uçamayacaksın sonra.
Masada yemek yiyen kadın ,bir çocuğuna veriyor patates kızartmasını birde
yerde kümesinden kaçmış tavuk gibi dolanan martıya .
Bir çocuğuna bir martıya..
Ya denizin en önündeki masama dadanmak nedir peki.
utanmasan kışt kışt demesek boş sandalyeye geçip konacaksın , açın buna bir servis
diyeceğiz garsona.
Yemeğimizi mi kollasak seni mi kışt kıştlasak şaşırdık.
Sen perde ayaklı, balıkla beslenen kocaman bir kuşsun.
Pişmiş balık bizim için, denizde yüzüp duran balıklar senin için..
haydi denize,
haydii
haydii..

Kartal-Heybeli

Kartal'dan sadece Büyükada ve HeybeliAdaya motorlar kalkıyor. Hemen her saat başı
motor var.Önce Büyükadaya uğruyor, oradan ver elini Heybeli.


 Kartal sahil böyle yemyeşil görünüyor artık iyi ki var dediğimiz sahil yolu sayesinde,
çünkü yakında sadece burası yeşil kalabilir.
 1999 yılındaki depremden sonra herkesin evini satmak için uğraşıp satamadığı yerlerde ,sıra sıra gökdelenler dikiliyor, 20 -23 katlı.. Neyseki hava ılık, deniz ve gökyüzü mavi.
Bakmayın siz, Marmara denizinin mavisi de Ege denizi kadar güzeldir. Motor yolculuğu sırasında
şanslıysanız  istavrit peşinde kovalamaca oynayan yunus balıkları suya dala çıka yolculuğunuzda
size eşlik eder. Martılar balık avında , elinizde tiryaki bardağında ,sıcak demli çay.
Deymeyin keyfinize,mis gibi.


Motorlar ulaşımda iyi hoş ama şekil şemal olarak hepsi ayrı telden çalıp oynuyor.Bunu tam adaya gelirken Şehir Hatlarının Barış Manço gemisini görünce iyice farkediyorsunuz.
Tam bir kartpostal resmi beliriyor  gözünüz önünde..
Vapur, kuğu gibi süzülüyor dumanı tüte tüte..
 Arkasına yazın iki kelam, gönderin sevdiklerinize mesela..Öyle güzel bir manzara..
 Yavaş yavaş uzaklaşıyor biz adaya yaklaşırken yolcularıyla.
Sonbaharın yeni yeni kendini belli ettiği şu günler, Adaların  en güzel zamanı. Kalabalık azalmış, kafeler sakin .Üstelik balık zamanı.Palamut, az biraz pahalı da olsa lüfer, her daim leziz istavrit,
hatta bolluğu  ile bizi şaşırtan yerli uskumru..
Kaçırmayın bu mevsimde adaları ..



(Bilet ücretleri yaklaşık kırk dakika kadar süren böyle bir sehayat için;5TL.)


UZAYDAN GELEN FIRTINA





Dünyada fırtınaların ,kasırgaların, sellerin, kuraklığın hüküm sürdüğü bir dönem gelmiş çatmış.
Bu dünya çapındaki iklim değişikliklerine ve doğal afetlere çare bulmak için tüm ülkeler tabii başta Amerika ve Çin ,Hollandalı adını verdikleri bir uzay istasyonu yapıp, uzaya kurdukları binlerce uydunun bağlı olduğu bir ağ ile bu hava olaylarını kontrol altına almayı başarmışlar.
Böylece dünyada yaşayanlar,  normal hayatlarına dönmüşler.
Lakin bir takım kötü niyetler, bu iyi niyetli hava uydularını bir silaha dönüştürmeye çalışınca işler karışmış yine.
Devreye, Hollandalı denen bu uzay istasyonunu kurup, sonra hadi işin bitti diye yollanan bilim
insanı Jake giriyor. Önlenemez hale gelen doğal afetlere sebep olan uydu sorunlarını çözmek için uzay istasyonuna geri dönen Jake orada daha da farklı sorunlarla karşılaşıyor.
 Bilim kurgu seviyorsanız,bu hafta bir sinemaya gideyim,diyorsanız,
size güzel bir film seçeneği olabilir''Geostorm''.
Başka neler var bu hafta vizyonda derseniz,
Blog arkadaşımız Film Gündemi nde neler gösterimde hepsi var..

S.G: Bilet fiyatları Maltepe Park 'da; 24 TL
        Diğer AVM'ler de;35 TL.
Bunlar normal salonlar için.Çünkü bir de VİP salonlar var.Onların fiyatlarına hiç değinmeyeceğim.

(S.G;Söylemeden geçemeyeceğim)
    

güneşli mi güneşli Ekim..

Havalar o kadar güzel gidiyor ki hemen her gün dışarlardayız.
İşler evde beni beklesin, ben dışarlarda.
Bugün Fenerbahçe taraflarına gidelim dedik.
Kartal'dan Fenerbahçe'ye tam 1 saat 20 dakikada gittik.
Sahil yolu Bostancı'dan sonra felaket yoğun.
 Her taraf dönüşüm adı altında yıkılıp yeniden inşaa edilen binalarla dolu.Cadde o eski cadde
havasından çoktan uzaklaşmış. Sarı damperli hafriyat kamyonları, çimento kamyonları Bağdat caddesinde  piyasaya çıkmış gibi salınıyor.   Yeniden eski şaşalı zamanlarına dönmesi zor görünüyor Bağdat Caddesinin.
Neyse sonunda ulaştık gideceğimiz yere.
Ağaçlık, yeşillik mis gibi yosun kokulu deniz havası.

Günün en tatlısı ise;
sona sakladım,
biri benim ikisi onun..
Hafta sonunuz güzellikle geçsin..

Müftüler

'Nikahımızı da kıysınlar mı?
Müftü ;Diyanet İşleri Bakanlığına bağlı ,toplumu İslam dini ile ilgili aydınlatan, din hizmetlerini yürüten ,denetleyen bir görevlidir.
İl ve ilçe müftüleri  din ile ilgili işleri düzenlerler. Dini kurumları denetlerler ,din görevlilerinin görevlerini tanzim ederler.
Yani işleri ,''din'' ile ilgilidir.

Nikah, iki kişi arasında medeni kanuna göre,bir devlet memuru aracılığı ile  yapılan  akittir.
Belediyelerde bu iş için ayrılmış devlet memurları zaten vardır, nikahı onlar kıyar.
Köylerde ,ihtiyar heyetine bildirilen nikahı muhtarlar kıyabilir.
Yurtdışında ,Türk vatandaşlarına ,konsolosluklarda resmi nikah sözleşmesi yapılabilir.
Evlilik kararı olan kişilerin karşılıklı haklarının kurallara bağlanması, iki taraf için de iyi bir şeydir.

Dini nikah ise resmi nikah yapıldıktan sonra, geleneksel olarak aile arasında gerçekleştirilen
İslami bir nikahdır.
Dini nikahın ,resmi nikah olarak da geçecek şekilde değiştirilmesinin ,ne gibi bir zorunluğu var
ben anlayamadım.
Evlenecek olanlara bir tercih sunuluyormuş gibi gösterilse de böyle bir tercih birden nasıl
ortaya çıktı ki..
Nikah memuru mu yetersiz?Belediyeler evlenenlere yetişemiyor mu?
Yoksa İmam Hatip mezunları çoğaldıkça onlara iş mi lazım?
Devletin Laiklik ilkesi mi gözardı ediliyor?
Seçimler yaklaştı , yine dine sarılalım mı ,deniliyor?
Papazlar kıyıyor da imamlar niye kıymasın, bu nasıl bir kıyas şekli?
Yurtdışında kilisede kıyılıyor bizde de camii de mi nikah kıyılacak?
Ayrı iki din kıyaslanabilir mi?
En son merak ettiğim;

Girilecek sınavlardan, doğacak çocuk sayısına, yayınlanan TV programlarına,
çıkacak her kanuna, yapılacak her zamma , seçilen kişilerin istifa ettirilmesine,
daha da aklınıza ne gelirse her bir şeye bir kişi mi karar verir oldu?

Bunlar naçizane fikirlerim. Bir kaç gün Tv programlarında tartışıldı.Torbaya atılanlar
arasında olan yasa Meclisten geçti. CHP de Muhtarlar için aynı öneriyi vermiş.
Eh o da olsun.

Artık düğün dernek işlerine girildi mi düşünülecek bir konumuz
daha oldu;
-Nikahı nerede kıydıracaksınız?
-Kız tarafı müftü kıysın diyor valla biz belediye memur olsun dediydik ama
bakalım !
Herşeyin hayırlısı...

Öyle değil mi?






Kuşbakışı İstanbul..

Beş yıl öncesi,
2012 yılında fotoğrafladığım İstanbul.
Safir(Sapphire) adındaki gökdelenden .Açıldığı yıl itibari ve sanırım halen,Türkiye'nin en yüksek binası.
261 metre yüksekliğinde . Belli bir ücret karşılığı çıkılan seyir terasından İstanbul,
dört bir yönü ile izlenebiliyor.
Muhteşem bir duygu veriyor insana.
Kibrit kutusu gibi evler, oyuncak gibi arabalar karınca misali insanlar...

 
 Taa uzaklarda Prens Adaları görülmekte..
 3.Köprü henüz ortalarda yokmuş..



 Kutu kutu evler:( arasında yeşillik olan yer, Zincirlikuyu.
 Keşmekeşinden ,betonlaşmasından ,kalabalığından ne kadar şikayet edersek edelim, yukarılardan bakınca çok güzel görünüyor İstanbul.
Kuşlar şanslı...
Kuşbakışı İstanbul'un seyrine doyum olmuyor..

Şöyle bir mesajım var:


Tık tık tıkk!!
Duyduk duymadık demeyelim(ben mesela,öncekini geç duydum)
Duyanlar duymayanlara duyursun ,
Bloglarımızı hergün düzenli olarak tutabilmek adına,
sevgili Mari Antrikot  , bir çelinç (meydan okuma) düzenlemiş.
Her gün kendimiz ile ilgili bir şeyler yazacağız.
Herhangi bir şeyler.
Belki bir günlük tarzı belki sevdiğimiz şeyler.
Hiç hoşlanmadıklarımızı da yazabiliriz.Neden olmasın.
Ekim ayının 20 sinde başlıyor Aralık ayının 31'in de bitiyor.
Her ne kadar canım istediği zaman , keyif için yazsam da,
her gün düzenli olarak yazmak ,daha güzel olabilir.
Katılmak isterseniz diye haber vereyim dedim..

Kabaklı tart

 Epey zaman oldu, tariflerime ara vereli. Çocuklar gitti , mutfak mesaisi yarıya indi.
Kendimize ,ancak aşağıdaki gibi hafif  şeyler ,o da ara sıra ,yapıyorum.
 
1 tane yumurta,
1 çorba kaşığı yoğurt,
1,5 su bardağından azıcık fazla un,
yarım paket kadar oda sıcaklığında yağ(Becel kullandım) malzemeler bunlar.

Hamuru hemencecik yoğurup, buz dolabında bir yarım saat dinledirin. Sonra bir fırın kabına
elinizle yayarak ,alt tabanı hazırlayın;


2 yumurta,
1 adet kabak,
biraz beyazpeynir,
1 kuru soğan,
maydanoz, nane, dereotu,tazesoğan .
karabiber, az tuz

Bunlarda iç malzemelerimiz.
Kabağı rendeleyelim, soğanı ufak doğrayalım ,
hepsini karıştırıp hamur tabanın üzerine yayalım.
üzerine biraz zeytinyağ gezdirelim(az)
Doğru fırına , sonuç incecik bir hamur, üzeri hafif bir sebze , yeşillikler, yumurta, peynir yani
gayet lezzetli, doyurucu, besleyici.
Deneyin seveceksiniz..
Tabi yanına çay olacak ,
ince belli bardakta,
iyi demlenmiş...

Günbatımı duyguları..

 ''Sen geçerken sahilden sessizce,
  Gemiler kalkar, yüreğimden gizlice.
..  ''


''Artık demir almak günü gelmişse, zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar, bu limandan..
..  ''


veeee;
''Akşam oldu hüzünlendim ben yine,
Gel mehtabım gel sevgilim gel yine...''

Çatıların üzerinden de olsa Marmara denizinde yılın bu aylarında güneş o kadar güzel ,
o kadar muhteşem o kadar olağanüstü renklerle kavuşuyor ki.
Turuncular, sarılar, fuşyalar,morlar, maviler..Aklınıza gelmeyecek renk tonları. Seyrine doyum olmuyor.
Dün akşam  güneş ,manzarasının önünden geçen şilep ile tam bir görsel şölen oldu.
Böyle bir manzara tabii ki duyguları çoşturup,
biraz da hüzün katıyor  ruha..


Sokak Kedisi Bob



James ,anne ve babasının boşanmasıyla küçük yaşta uyuşturucuya başlamış bir bağımlı ve evsiz.
Hayatını gitarıyla sokaklarda kendi bestelerini çalarak yaptığı müzikle devam ettiriyor.Açlıkla, sefaletle mücadele ederken bir yandan da  uyuşturucudan kurtulmak için kamudan yardım görüyor.
Böyle bir çaresizlik içindeyken Bob çıkıyor karşısına. Akıllı mı akıllı ,sevimli bir sarman kedi.
Bob'un hayatına girmesiyle James ,çok yalnız kaldığını düşündüğü yaşamında bir yol arkadaşına
sahip oluyor .Ailesini ve  yaşamını tekrar kazanmak için yılmadan mücadele ediyor tabii Bob'un desteğiyle.

 (Bu gerçek kahraman James Bowen, yanında da Bob)
(Bob filmde kendisi oynamış, arada dublör kedi de kullanmış tabii:))  )

Film ,gerçek bir hikayeden ve en çok satan kitaplar listesinde yer alan, bir çok ülkede satışa sunulan  ''A Street Cat Named  Bob'' adlı kitapdan  uyarlanmış. Daha önce ''Haciko'' filmini izlemiştim .Bir köpeğin ne kadar sadık olduğu ile ilgiliydi. ''Bob'' da bir kedinin insanın hayatına nasıl güzel değebileceğini anlatması açıcından çok güzel bir film olmuş. Yine sulu gözlerim dayanamadı son sahnelerde.Bir baba oğul sahnesi yapmışlar, duygusaldı çok.
Hafta sonu için güzel bir film seansıydı bizim evde.
Denk gelirseniz izleyin.TV'de Desımart'da gösterimde.

Bursalı mısın? Evet..

Yeşil Bursa'nın Tophane'den görülen manzarası..
Bursa işte aşağıda, tarihin kenti.Kocaman bir ulu dağa sırtını yaslamış,ovasına yayılmış,
büyümüş ,gelişmiş.
Yeşili nerede derseniz ,manzarada pek görünmez olmuş taaa ötelerde , uzaklarda kalmış.
Bir de semti var Yeşil. Yeşil Türbe, Mehmet Çelebinin türbesi ve Yeşil Cami.
O kadar, işte Bursa'nın yeşili neredeyse o kadarcık kalmış.



Albert Einstein' a sormuşlar;
 
-Sonsuzluk nedir? diye,
 
Einstein'da demiş ki;
 
-Hayatta iki şey sonsuzdur, uzay ve insanların aptallığı.
 
Ama bunlardan hangisinin daha sonsuz olduğunu ben bile bilmiyorum..

Ekim




Mevsimin en hüzünlü ayı, Ekim ayı. Ağaçlar yavaş yavaş sararır, börtü böcek kendi kabuğuna
çekilip, sessizleşir. Kuş cıvıltıları duyulmaz olur.Ekim ayının 1 inin Yaşlılar Günü olması da
sanırım Ekim ayının, bu özelliklerinden dolayı.
''Teşrinievvel'' olan  ayın ismi ,1945 yılında ,takvimdeki bazı ayların isimlerini değiştiren kanunla
Ekim olarak değiştirilmiş.Başka hangi ay isimleri değişmiş diye merak ederseniz;
''Teşrinisani'' denilen ay,1945 yılında çıkan bu kanunla, Kasım,
''Kanunuevvel''ayı, Aralık ayı,
''Kanunusani '' olarak adlandırılan ay ise Ocak ayı olmuş.



#günaydın, nasıl uyandın?


                                                Horoz sesiyle uyananlar, çalar saatle uyananlar,
                                        anne öpücüğüyle uyananlar, sevgililerinin sarılmasıyla uyananlar,
                                           kapı ziline kalkanlar, babanın haşin sesiyle gözünü açanlar,
                                              komşunun terlik tıkırtısıyla uyananlar, alttakinin bebeğinin
                                           ağlamasına gözü açılanlar, dışardan gelen inşaat sesi ile uyananlar,
                                                 sabah simitçisinin sesine uyananlar, sabah güneşi ile gözlerini açanlar,
                                                    yüzünü yalayan köpekle uyananlar,otobüs koltuğunda kafası
                                         yana düşünce uyananlar, ayakta uyurken  uyananlar,
                                           denizden geçen teknenin motor homurtusuna uyananlar,
                                           rüzgarın  ceryan yapıp çarptığı kapıya uyananlar,
                                           deniz dalgasının sahile vurduğu sesle uyananlar,
                                                  telefon sesine uyananlar, kahve kokusu duyanlar,
                                             çaydanlığın ocağa konulma tıkırtılarına kalkanlar,kızarmış ekmek
                                     kokusuyla uyananlar, ezana kalkanlar, yerde yatıp heryanı tutulmuş uyananlar,
                       çalışma masasında uyuyakalıp dürtülerek uyandırılanlar,sıcacık yataklarında uyananlar,
                                                                  mutlu uyananlar,kötü rüya görüp korkarak uyananlar,
                                                     somurtuk kalkanlar, uyanır uyanmaz gülümseyenler
                                                                   huylular, huysuzlar..
                                                                      aklıma gelen gelmeyen
                                                                     herkeslere günaydın...
                                    ( Haftanız güzel geçsin)
 
 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...